Yukarı
Halkbank Kültür ve Yaşam
fade
32577
post-template-default,single,single-post,postid-32577,single-format-standard,eltd-core-1.1.1,flow-ver-1.4,,eltd-smooth-page-transitions,ajax,eltd-blog-installed,page-template-blog-standard,eltd-header-standard,eltd-fixed-on-scroll,eltd-default-mobile-header,eltd-sticky-up-mobile-header,eltd-menu-item-first-level-bg-color,eltd-dropdown-default,wpb-js-composer js-comp-ver-5.4.7,vc_responsive

GÖÇEBE RÜZGÂRLARINDAN ANADOLU YAYLALARINA UZANAN SES

Doğanın sesiyle insanın iç sesi arasında bir köprü kuran kaval sadece bir müzik aleti değil, aynı zamanda bir anlatı aracıdır. Üretiminin kolaylığı ve taşınabilirliği sayesinde hem göçebe hem de yerleşik hayatta kendine yer açan; birçok türkü ve halk hikâyesine konu olan; eğlence, göç ya da ağıt gibi özel anlarda üflenen kavalın sesi sizleri de duygulandırır mı? Kimi zaman bir çobanın yalnızlığını kimi zaman bir halkın sevinç ve hüzünlerini dile getiren, binlerce yıllık kültürel birikimin içinden süzülüp gelen kavalın öne çıkan özelliklerini sizler için derledik.

1#

Kavalın kökeni Antik Çağ’a kadar uzanır. Arkeolojik kazılarla ilk örneklerinin içi boş kamıştan (kargı) yapıldığı düşünülmektedir. Bulunan çalgılar genellikle flüt olarak adlandırılsa da yapıları incelendiğinde kavala daha çok benzedikleri görülür. Slovenya ve Çin’de keşfedilen kemikten yapılmış nefesli çalgılar ile Mısır piramitlerindeki duvar resimleri ve kabartmalar, bu çalgının tek bir merkezden çıkmadığını, birçok kültürde birbirinden bağımsız olarak ortaya çıktığını göstermektedir. Bazı araştırmacılar ise nefesli çalgıların kökenini, Ural-Altay Dağları arasında yaşamış Ön Türklere dayandırır. Bu görüşe göre, kaval ve benzeri çalgılar Türklerin Orta Asya’dan göçleriyle birlikte Anadolu, Batı Asya ve Avrupa’ya kadar yayılmıştır.

2#

Kaval, başlangıçta doğada kolay bulunan kamış ve kemik gibi malzemelerden yapılırken, günümüzde teknolojinin gelişmesiyle birlikte sert yapılı ağaçlardan (erik, kızılcık, şimşir, kayısı, çam, bambu gibi), madenî alaşımlar (alüminyum, pirinç vb.) ve plastikten de üretilmektedir. Kaval yapımında kullanılan malzeme, çalgının ses kalitesini ve dayanıklılığını doğrudan etkiler. Ahşaptan yapılan kaval; doğal, sıcak ve yumuşak tınısıyla özellikle halk müziğinde canlı ve duygusal bir ses sunar ancak neme ve sıcaklık değişimlerine karşı hassastır.

3#

Kaval, üflemeyle ses çıkaran bir çalgıdır. Bazılarında ses üretmek için “dil” adı verilen aparat vardır, bazılarında ise her iki ucu açıktır. Üzerindeki delikler parmaklarla kapatılıp açılarak farklı sesler çıkarılır. Alt kısımda akort için kullanılan delikler de olabilir. İki ucu açık kavallarda, üfleme için ağızlık kısmı bulunur; bu kısım genellikle ağaçtan ya da plastikten yapılır. Kavallar genellikle tek parça olsa da artık iki ya da üç parçalı modelleri de yaygındır.

4#

Ağaç ve kamıştan yapılan kavalların uzun ömürlü olması için düzenli bakım gereklidir. Çatlama, eğilme ve ses bozulmalarını önlemek için belirli aralıklarla temizlik ve yağlama yapılmalıdır. Yağlama işleminde, asit oranı düşük bitkisel yağlar tercih edilmeli; yağ, özel bir hazneyle kavalın içine dökülerek her bölgeye yayılması sağlanmalıdır. Ardından yumuşak bez sarılı bir çubuk ya da ucuna ağırlık bağlı temizlik beziyle iç ve dış yüzeyler özenle silinmelidir.

5#

Anadolu’da kaval icracıları genellikle geleneksel yöntemlerle yetişmiş ustalardır ve bölgesel farklılıklar gösterir. Örneğin; Erzurum ve Doğu Anadolu Bölgesi’nde kaval hem solo hem de topluluk müziğinde yoğun olarak kullanılır; çoban kültürüyle iç içe geçmiş bu müzik, göçebe yaşam tarzının vazgeçilmez parçasıdır. Karadeniz’in doğu kesimlerinde ise kaval, horon ve diğer halk oyunlarına eşlik eden önemli nefesli çalgılardan biridir. İç Anadolu ve Çukurova’da ise düğün ve kutlamalarda sıklıkla tercih edilir. Bu ustalar, kuşaktan kuşağa aktarılan teknik ve repertuvarla Anadolu’nun zengin müzik kültürünü yaşatır.

6#

Şimdi sizleri, tüm yaşamını nefesle can bulan bu geleneksel çalgıya adayan kaval ustası Yaşar Güç ile tanıştıralım. 1968 yılında Tokat’ın Başçiftlik ilçesi Erikbelen köyünde doğan Yaşar Güç, henüz 12 yaşındayken babası Hasan Hüseyin Güç’ün yanında kaval ustalığına çırak olarak adım atar. 2009 yılında UNESCO tarafından “Yaşayan İnsan Hazinesi” ünvanına layık görülen Güç’ün atölyesi bugün, adını taşıyan “Kavalcı Sokak”ta yer alıyor. Yaşar Usta’nın en büyük isteği, kaval geleneğinin genç kuşaklarca öğrenilerek yaşatılması ve geleceğe taşınması. Videoda, Yaşar Güç’ün kaval sanatına duyduğu derin bağlılığı, usta-çırak ilişkilerinin izlerini ve bu çalgının kültürel değerini kendi anlatımıyla dinleyebilirsiniz.

 110 okunma

Derya Ülkar